Hayvanın sırtına takati kadar yük koy / Zayıflara kuvveti kadar iş buyur
Her kuşun yemi kendine göredir / Her kuşun lokması incir olur mu?
Çocuğa ekmek verirsen süt yerine / Zavallı çocuğu ekmek yüzünden ölmüş bil
Çocuk diş çıkardıktan sonra / Kendisi istek duyar ekmek yemeye
Kanadı çıkmamış kuş nasıl uçar? / Yırtıcı kediye bir lokma olur
Kanat çıkarınca, kendi isteğiyle / Uçar; bakmaz iyi kötü ıslığa
Bir şekilde bu konuya işaret eden rivayetlerden bazılarına muhtasar olarak değinelim:
Kumeyl, Emirü’l-Müminin’e (a.s) “Hakikat nedir?” diye sordu. O cevabında şöyle buyurdu: “Senin hakikatle ne işin var?” Yani sen kimsin ki layık olmadığın halde hakikatle ilgili soru soruyorsun? Kumeyl: “Ben senin özel yarenlerinden ve sırrını paylaştığın dostlarından değil miyim?” diye sordu. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Öylesin fakat ilim denizimizin dalgalarının neminden biraz fazlası sana ulaşır.”
Evet, sen benim hususi yarenlerimdensin ama bu tür sırlara ve remizlere uygun değilsin. Zira bu tür sırların anlatılması sana zarar verir. Zira vücudunda haddinden fazlasına tahammül etme gücü yok ve bu sırlar da senin kaldırabileceğinden fazladır.
Kumeyl sordu: “Acaba senin gibi ihtiyaçları gideren, ilimleri ve hakikatleri ihata eden ve ihtiyaç sahiplerinin kapasitesini ve kabiliyetini bilen biri, ihtiyaç sahiplerini kendi hakkından mahrum edip amacına ulaşmasına engel mi olacak? Allah’a and olsun ki böyle değil, sen de, senin gibiler de herkese anlayışı ve kapasitesi oranında eğitim verirsiniz.”
Netice itibarıyla Kumeyl, Emirü’l-Müminin’in (a.s) özel dostlarından olmasına, gizlide, karanlıkta, gece vakti onun özel eğitimlerinden istifade etmesine rağmen, yine de özel sırlara ulaşma kabiliyetine sahip değildir. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) bu sohbetin sonunda ona sükût etmesini ve konuşmaktan sakınmasını emretti. Çünkü söylenebilecekler söylendi ve bu da Kumeyl’in ilahî maârifleri anlama yetisinin sınırı ve sonu anlamına geliyordu. Elbette Kumeyl’in derecesine de çok az kimse ulaşabilir.
İmam Seccad’a (a.s) ait olan bir şiir şu şekildedir:
اني لاكتم من علمي جواهره كيلا يري الحق ذو جهل فيفتتنا و قد نقدما فيها ابو حسن مع الحسين و وصي قبله الحسنا فرب جوهر علم لو ابوح به لقيل لي: انت ممن يعبد الوثنا و لاستحل رجال مسلمون دمي رون اقبح ما ياتونه حسنا
Feyz-i Kâşânî Vâfî kitabının mukaddimesinde ve el-Usuli’l-Akliyye’de nakledilen şiirin Hz. Seccad’a (a.s) ait olduğunu söyler. Aynı şekilde muhaddis Urmevî yazdığı talikatında bu şiirin Hz. İmam Zeyne’l-Abidin’e (a.s) ait olduğunun meşhur olduğunu söylerken el-Gadir’in müellifi de onun İmam Seccad’a (a.s) ait olduğunu bildirir.
“Değerli ilim cevherlerimi gizli tutuyorum. Hakikat bir nadana aşikâr olmasın ve bize asılmasın diye. Emirü’l-Müminin, İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) bu cevhere sahip olmada benden öndeydiler. Öyle şerefli bir ilim ki onu aşikâr edecek olsam beni putperestlerden sayarlar. Müslümanlar kanımı dökmeyi reva bilirler çünkü en çirkin işlerini güzel görürler.”
İlimin değerli cevherlerini nadan ve kapasitesiz kişilerden saklıyor çünkü onu açığa çıkarması dert ve zahmetten başka bir şey değil, hatta ardında karışıklık ve fitne var. Kendisinden önce Emirü’l-Müminin’in, İmam Hasan’ın ve İmam Hüseyin’in (a.s) de haberdar olduğu ilimleri biliyor ve ifşa etmiyor. O kadar değerli ilim cevherlerine sahip ki dile getirecek olsa onu putperestlikle itham ederler. En çirkin işlerini bile güzel gören Müslümanlar ise putperestlik ithamıyla onun kanını dökmeyi reva görürler.
İmam Seccad (a.s) şöyle buyurdular:
لو علم ابوذر ما في قلب سلمان لقتله و لقد آخي رسول الله صلواتاللهعليه بينهما، فما ظنكم بسائر الخلق
Doğrusu birbirlerine çok yakın olmaları sebebiyle Resulullah’ın (s.a.a) aralarında kardeşlik akdi okuduğu bu iki dost ve iki kardeş, birinin (Selman) iman ve hakikat bildiğini, diğeri (Ebuzer) küfrün ve batılın kendisi bilecek kadar birbirlerinden farklı olabiliyorsa, birbirine yakın olmayan diğer insanlar nasıl olacaklardır?
Üveys Karanî, ilahî sırları bildiği için öyle bir liyakate ve yüceliğe ulaştı. Öyle ki Resulullah (s.a.a) onun hakkında şöyle buyurdular: “Bana Yemen tarafından rahmânî kokular geliyor.” Selman bu kişi hakkında kendisine sorunca şöyle buyurdu: “Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Murdar kabilelerinin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Biz peygamberler topluluğuna, insanlara akıllarının alabileceği şekilde konuşmamız emredildi.” Liyakati olmayan kişilere ilahî maârif sırlarının açılması, edebe ve şeriate aykırıdır ama liyakatli ve yetkin kişilere beyan edilmesi edebin ta kendisidir. Nitekim şöyle söylenmiştir:
و آداب ارباب العقول لذي الهوي كآداب اهل السكر عند ذوي العقل
Yine şöyle söylenmiştir:
و من منح الجهال علماً اضاعه و من منع المستوجبين فقد ظلم