Bu siyasî rekabetlerin ve Emevîlerle Abbasîler arasında iki silsilenin de bozulması sebebiyle gerçekleşen şiddetli askerî çatışmaların yanında her biri saf halkı kandırmaya çalışan rengârenk mezhepler ve düşünceler ortaya çıktı. Tüm bunlar din ile Emevî ve Abbasîlerin siyasî sultası arasındaki çatışmaların neticesiydi (Muzaffer, s. 153 ve 154). Abbasîler ilerde Alevîlere huşunet göstermelerine ilaveten, güce ulaşmalarında kendilerine yardımları ve takdire şayan fedakârlıkları bulunan kimselere de kötü davrandılar. Öyle ki Ebu Müslim’in ibretli ölüm hikâyesi tarihî kaynakların çoğunda meşhurdur. İbn Esîr’in iddiasına göre o döktüğü kanlarla güçlenmesi sayesinde, Ebu Müslim vesilesiyle Horasan halkından Mansur için biat alabilmişti. Ebu Müslim de bütün askerleriyle beraber Mansur’a dönemin halifesi unvanıyla biat etti (İbn Esîr, c. 7, s. 3328). Bu halife, İmam Sâdık (a.s) zamanında onunla en fazla çatışan meşhur şahsiyettir. Ancak o, hac meselesini ve Ebu Müslim’in davranışını bahane ederek onu yanına çağırdı ve kontrol altına alınmış bir muhitte, hakkını vermek gerekirse Abbasîlerin hükümetinin temellerinden birini oluşturan ve bu hükümetin gücünü sağlamlaştıran biri olan Ebu Müslim’i vahşice ortadan kaldırdı (Dîneverî, s. 360). Bu arada İmam Ca’fer Sâdık (a.s), İmam Muhammed Bâkır'ı (a.s) izledi. Onu ikinci grup Şia imamları arasında saymak gerekir. Birinci grubun vazifesinin İslâm’ı korumak ve ikinci grubun vazifesinin Şiilik’i tanıtmak olduğunu söyleyebiliriz ve bu vazifeyi çok hassas bir muhitte çok güzel bir şekilde yerine getirmeyi başarmıştır (Edib, s. 169-170). Özetle Abbasîlerin iktidara gelmesini sağlayan etkenleri şu şekilde beyan edebiliriz: 1. Emevîlerin zayıf noktalarından, özellikle de kabilevî savaşlarda yenilmesinden istifade etmek. 2. Alevî ve İranlı muhaliflerin Emevîlere karşı olan mevcut enerji ve gücünden faydalanmak. İranlıların mevali unvanıyla daha fazla zulme maruz kalmaları da dikkate alınmıştır. 3. Şiilerin siyasî açıdan vaziyete müdahale etmemeleri, Abbasîlerin hükümete ulaşabilecek güce kavuşmalarına zemin hazırlamıştır. Zira Şiiler, bu dönemde takiyye yaparak daha çok İslâm’ı koruma peşindeydiler. Daha önceki hoş olmayan olaylardan dolayı hükümet meselelerinde daha az faaliyet gösteriyorlardı. 4. Bir strateji olarak Abbasî hareketinin rehberlerinin ve hedefinin belirsiz olması. Bu etken, Emevîlere karşı zafer kazanabilmeleri ve hedefe ulaşabilmeleri yolunda önemli imtiyazlarından biri sayılıyordu. 5. Kandırmaya müsait sloganlardan istifade etmek. Örneğin “Muhammed ailesinden herkes tarafından kabul edilebilecek bir kişi” cümlesiyle Şiileri ya kışkırtmış ya da işbirliğine teşvik etmiş oluyorlardı. 6. İktidar iddiasında bulunma ihtimali olan herkese ağır tepki vermek, hatta onları iktidara ulaştıran gruplara bile. Bu yöntem, iktidarlarının emniyeti için çok önemliydi. 7. Düşünce ve kültüre dayalı fırka ve grupların oluşturulması veya var olanların muhaliflere karşı takviye edilmesi. Zira muhaliflerin çoğu Abbasîler üzerinde düşünmek yerine düşünce ayrılıkları ve siyasî farklılıklarla uğraşıyorlardı ve birlikleri azalmış oluyordu.
İmam Sâdık’ın (a.s) Asrında İlmî ve Kültürel Durum
Daha önceki bölümde de söylendiği üzere İmam Sâdık (a.s) aynı babası gibi, öğrencileriyle beraber İslâm’ı tanıtabilmek için çok çaba gösterdi ve siyasî şartların uygun olmaması sebebiyle en önemli girişimi düşmanlar karşısında ilmî ve kültürel hareket etme yönünde oldu: Bu sebeple İmam’ın ilmî hizmetlerini açıklamadan önce, onun asrındaki ilmî ve kültürel durumu açıklamamız gerekir. Böylece onun hizmetlerini daha iyi anlayabilir ve bunun yanında mevcut hassasiyetlerden haberdar olabiliriz.