Adaletçilik Modeli

04 December 2025 29 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 8

Adalet, değerleri ölçmenin terazisi ve kriteridir. İyiler ve kötüler adaletle ölçülür. Adalet, bireysel ve ahlaki bir tavsiye değildir ve bir ahlaki fazilet kabul edilemez. Bilakis adalet, faziletlerin tamamıdır. Adalet, İmam Ali'nin (a) özünde ve cevherinde mevcuttur. Kökü insanların itikat ve fıtratındadır. Adalet hem başlangıçtır, hem de son; hem köktür, hem de meyve; hem faziletin zemini ve temelidir, hem de zirvesi.

Adalete bu bakış ve düşüncenin şu ana dek adalet hakkında gündeme gelmiş en mükemmel teori olduğu net biçimde iddia edilebilir. Fakat Ali'yi (a) tarihin diğer seçkinlerinden tam manasıyla ayırt eden şey, Ali'nin (a) çabaları, girişimleri ve plan programıdır. Siyaset teorisyenlerinin ve düşünürlerin aksine, şahsen pratik sahnelerde siyasetini test etmiş; genellikle fikir adamı ve teorisyen olmayan siyasi elitlerin tersine, adaletle ve onun değişik alanlarıyla ilgili en derin görüşlerini ortaya koyarak tüm imkanlarını ve kapasitesini adaletin tahakkuku için kullanmıştır.

İmam Ali (a) adaletin ve adaletçiliğin eylem ve davranışıyla tahakkuku için aydınlık bir yol göstermiş ve birtakım merhaleler katetmiştir. Adalet sâliki bu aşamaları katederek faziletlerin en üstünü olan adalete ulaşabilir. Eğer bu merhalelerden geçmezse adaleti ne kadar isterse istesin ve adaletçilik sloganını ne kadar atarsa atsın maksat ve maksuda ulaşması imkansızdır.

Birinci aşama

Tevhidin yanında dinin temel ilkelerinden biri olarak adalete itikat. Öyle ki, adaletin sâliki her türlü zulmü Allah'ın sahasında, kainatta ve beşeri toplumda reddetmelidir. Bu akideye göre adalet dinin zâtı ve cevherinde yeralmakta ve onun kimliğinin bir parçasını oluşturmaktadır. Adaletin sâliki, adaletçilik mecrasında hareket etmeyi dini olarak görür ve her türlü gafleti affedilmez günah kabul eder.

İkinci aşama

Kendinden başlamak. Çünkü adalet kervanı, adaletçi insanın nefsinden geçer ve kişi ancak şahsen adil olursa adaletin sâliki olabilir. Ancak bu sayede bu ilahi meleke ruhuna nüfuz eder ve tevhide imanın ışığında ruhsal ve bedensel bütün kuvvetleri tevhid mecrasında denge bulur. Adaletin sâliki başkalarına dikkat etmekten ve başkalarını eleştirmekten ziyade kendisini muhakeme eder. Başkalarına sert davranmadan önce kendisine sert davranır. Çünkü adaletçilik binasının kendi vicdan ve imanına bina edilmesi gerektiğini bilir. Bu nedenle, eğer adil olmazsa sonraki aşamalara adım atamayacaktır.

Ali (a) şöyle buyurur: Kendisine zulmeden ve henüz adaleti kendisinde tesis edememiş bir kimse nasıl olur da toplumda adaleti tesis etmeyi üstlenebilir.

Ali (a) işte bu inanç ve görüşle, nasihat ve vaaz vermeden ya da başkalarını kınayıp ikaz etmeden önce en katı davranışı kendisine reva görürdü.

“و الله لان ابیت علی حسک مسهدا و ان اجر فی الاغلال مصفدا احب الی من القی الله و رسوله یوم القیامة ظالما لبعض العباد و غاصبا لشیء من الحطام”

Allah'a yemin olsun ki, sabaha kadar çölün dikenleri üstünde uyanık kalsam, beni demir prangalara vursalar, bir o tarafa bir bu tarafa çekiştirseler de, Allah'ın bir kuluna zulmü reva görmeden ve en küçük bir şeyi gaspetmeden kıyamet günü Allah ve Rasülü (s) ile karşılaşmak benim için en hoş şeydir. (Şehidi: 259).

Başka bir yerde yemin ederek şöyle der:

“و الله لو أعطیت الا قالیم السبعة بما تحت افلاکها علی ان اعصی الله فی نملة اسلبها جلب شعیرة ما فعلت”

Allah'a yemin olsun ki, Allah'a itaatsizlik etmem ve bir karıncanın ağzındaki arpayı almam karşılığında göğün altındaki yedi iklimi bana verseler de bunu yapmayacağım. (Şehidi: 260)

Bu cümlelerde Ali (a), bir valisine hitap etmektedir. Çünkü iyi biliyordu ki, eğer vali kendine hakim olamazsa adaleti gerçekleştirmek için adım atamazdı.

Ali (a), nefsin hevasına uymayı toplumda adaleti uygulamanın önündeki en büyük felaket olarak görüyordu. Şöyle buyurur:

“فان الوالی اذا اختلف هواه منعه ذلک کثیرا من العدل”

Hükümran, gayri ilahi heva ve arzularına uyduğunda bu, adaletin tahakkuku ve icrasının engellenmesine sebep olur. (Şehidi: 344)

Ali (a) seçkin ve değerli insanların özelliklerini sayarken şöyle buyurur: Alametlerinden biri şudur:

“قد الزم نفسه العدل فکان اول عدله نفی الهوی عن نفسه”

Adaleti kendi üzerinde tesis eder ve kendini adalete uymaya mecbur tutar. Adaletin tahakkuku için attığı ilk adım, nefsin arzusunu kendisinden uzaklaştırmaktır. (Şehidi: 69).

Memurlarının davranışından endişe duyduğu, her türlü yanlış anlamayı ve hatalı çıkarımı ortadan kaldırmayı gerekli gördüğünde kendi durumunu tavsif ederken şöyle buyurur:

“ولو شئت لاهتدیت الطریق الی مصفی هذا العسل و لباب هذا القمح و نسائج هذا القز و لکن هیهات ان یغلبنی هوایی و یقودنیی جشعیی الیی تخیر الاطمعه و لعل باالحجاز او الیمامة من لا طمع له فی القرص و لا عهد له بالشبع او ابیت مبطانا و حولی بطون غرثی و اکباد حری”

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar