Kozmik Makuliyet: Kelam, Logos ve Hukuk İlişkisi

04 December 2025 22 dk okuma 5 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 5

Kur’an’da “kelime”  ifadesinin kanun, döngü, sözünde durma, vaat ve ilke gibi anlamlarda kullanıldığı da görülmektedir. Ayrıca “Allah’ın sünneti” anlamına gelen “sünnetullah” ifadesi de değişmez yasa, doğanın eşleyişi ve değişmez rutin anlamlarında kullanıldığı görülmektedir.

İster “Sünnetullah” terimini ister “Muhammedî Hakikat” yaklaşımını ele alalım her ikisinde de rasyonel olanla kozmik olan arasında bir onto ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Doğada var olan neden sonuç ilişkisindeki mantık ile rasyonel olandaki mantıksal sebep sonuç ilişkisi arasında bir benzerlik kurulmaya çalışılmıştır. Allah’ın dil ve anlamda verili olan mantıklı ve tutarlı ilişkiye dayalı bir gramer ve dil yapısı varken, benzer şekilde evrende de verili olan neden ve sonuç ilişkisinde belli bir mantık örüntüsüne rastlanır.  Bu da logos ve lojik ilişkisinin benzerliği diyebileceğimiz durumun varlığını bize göstermektedir. “Kozmik makuliyet” dediğimiz bu durumu sadece kozmik ve zihinsel düzeyde bir “olan” durum iken insan ilişkilerinde ise bir “olması gereken” değer olarak tanımlayabiliriz.

2. Logos, Mantık ve Makul Olan

Logos, bilim ve hukuk birbirinden çok uzak alanlar ve uğraşlar değildir. Her biri mantığın ve kuralın farklı alanlarındaki yansımasıdır. Konuşmada logos olunca anlam oluşur, olmayınca anlamsızlık ve saçmalık olur. İnsan ilişkilerinde logos olunca hukuk olur olmayınca kuralsızlık ve kaos olur. Doğa ve teknolojiye yönelimde logos olursa bilim ve teknoloji olur olmayınca da geri kalmışlık ve cehalet olur demek mümkündür.

Grekçe’deki logos terimi batı dillerinde akıl, düzen, dil, argüman ve akılcılık olarak karşılık bulmuştur. Avrupa kültüründe tarih, siyaset, bilim, hukuk ve din alanında ortaya çıkan aklîlik ve akıl vurgusunda en etkin ve baskın ögenin Antik Yunan düşünce mirası olduğu söylenebilir. Antik Yunan düşünce sistemi doğanın ve sosyal olayların mitoloji merkezli izah tarzına büyük oranda son vermiş onun yerine “logos” yaklaşımı etkin olmuştur. Antik Yunun etkisiyle gelişen “logos” yaklaşımının sonraki Batı düşünce sisteminde ve özellikle Rönesans sonrası dönemde “rasyonalite” ve “bilimsellik” şeklinde evrildiğini görüyoruz. Lojik ve logos şeklindeki bu yaklaşım hem teknolojinin hem de sosyal ve doğa bilimlerinin gelişimine büyük etki yapmıştır.

Logos ve lojik başka bir deyişle makul ve makuliyet kültürü Avrupa’da iki temel yaklaşımın gelişimini hazırlamıştır: Birincisi “şeyler arası mantık”, ikincisi “biçimler arası mantık” yaklaşımdır. Şeyler arası mantık bilim ve teknolojinin gelişimine, biçimler arası mantık ise sosyal yapının düzenlenmesine dair çalışmaların ve literatürün birikmesine yol açtı denilebilir. İlki bilimlerin gelişimini öteki ise ilkelerin, tümellerin, hukukun, ahlakın ve sanatın alanı olan değer alanında gelişmelere zemin hazırladı.

Böylece çalışılan alan ne olursa olsun bir makro ilkeler yaklaşımı gleşmiştir. Ekonomide, hukukta, dini düşüncede, siyasal sistemlerde, doğa ve kozmik düzende sürekli olarak makro ilkeler sistemi ortaya konuldu. Bu yaklaşım her ne kadar modernizmin tekçi ve mutlakiyetçi hakimiyet yaklaşımını doğurmuş olsa da yine de makro ilkelere sahip olmak bir alanda konuşmaya imkân sağlaması ve sonsuz relativizm anarşizminin çıkmasına düşmesini önlemek gibi bir yararı da olduğu unutulmamalıdır. Doğal olarak değer olarak kabul edilen ilkeler merkez siyasal otoritenin de doğmasına yol açmıştır. Otoriter yapı ve merkezi değer yaklaşımının her zaman ve mutlak olarak kötü kabul edilmemesi gerekir. Ortak değer, ortak hukuk ve ahlak ilişkilerinin toplumda meşrulaşması için gereklidir. Bununla ortak değer ve ortak akıl ile makul devlet ve makul hukuk yolu açılmış olacaktır. Aslında bütün evrensel dinlerin ve ideolojilerin çağrısı kaynağını insan zihninde bulan ortak değerlere çağrıdır.

Logos ve mantığın etkin olduğu siyasal kültürde hem nesneler arası hem de formlar arası ilişkide makuliyet ve anlaşılabilirlik egemen olmuştur. Devletin tasarruf alanı ve etkisi sırlara gömülmeyeceği için her alanda şeffaf işleyen bir yaklaşım ve halkta da bu doğrultuda beklenti oluşur. İnsanın temel özne olarak kabul edildiği makul siyaset kültüründe “dindarlık,” “vatanseverlik” ve “milliyetçilik” gibi soyut ve tanımlanması zor kavramlar üzerinden siyasal kamplaşma minimize edilebilir. Daha çok dindar, daha çok vatansever olma konusunda değil daha çok proje ve gerekçelendirilmiş ikna yöntemleri ile siyaset yapıldığı için giderek ortak değerler ve ortak hayaller toplumda geniş taban bulur. Toplumdaki “birlik ve beraberlik” vurgusu flu ve tanımlanması zor dindarlık ve vatanseverlik konusunda değil üretim, proje, planlama ve hukuksallık konularında gelişir. Böyle bir konudaki birlik ruhu devletin işlerliğine saygı duyulmasını artırır. Devlet gücünü gizemden değil şeffaflıktan, ideolojiden değil hukuktan alır. Logos ve mantık temelli hukuk devleti makuliyetin ve rasyonel devletin temel taşıdır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar