Kerbelâ'da Neler Oldu

04 December 2025 40 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 9

Hür b. Yezid er-Riyahî, İmam Hüseyin'in (a.s) sözlerinden etkilendi ve daha önce ona karşı yaptıklarından dolayı büyük pişmanlık duydu. Atını Hüseyin'in (a.s) karargâhına doğru sürüyor, sonra tekrar yerine dönüyordu. Büyük bir huzursuzluk ve kararsızlık içindeydi. Bu davranışının sebebi sorulduğunda: "Allah'a yemin ederim, kendimi, cennetle cehennemden, ahiretle dünyadan birini seçmek üzere serbest buluyorum. Aklı olan birinin, cennete ve ahirete başka bir şeyi tercih etmemesi gerekir." diyordu.

Sonra atını mahmuzladı ve Hüseyin'in (a.s) karargâhına doğru sürdü. İmam'ın (a.s) çadırının kapısında durdu. Hüseyin (a.s) dışarı çıktı. Hür, İmam'ın ellerine kapandı. Bir yandan İmam'ın ellerini öpüyor, bir yandan af diliyor, yaptıklarını bağışlamasını istiyordu. Hüseyin (a.s) şöyle dedi:

Evet, Allah senin tövbeni kabul edecektir. O tövbeleri çokça kabul eden ve merhametli olandır.

Hür şu karşılığı verdi: "Allah'a yemin ederim ki, kendim için tövbe olarak, senin önünde savaşmaktan ve senin uğruna ölmekten başka bir şey bilmiyorum." Sonra gidip Kûfelilere hitap etti, onlara öğüt verdi, İmam (a.s) ile ilgili tavırlarını ve onu davet edişlerini hatırlattı. Onları İmam'a karşı savaşmamaya teşvik etti. Sonra savaş meydanına doğru atını sürdü. İnsanlar bir anda etrafını sardılar. Büyük bir kalabalık arasında kaldı ve sonunda şehit edildi.

Unutulmaz Savaş

İmam Hüseyin (a.s), kampı iyice muhkemleştirdi. Kampın arkasında bir hendek kazdı ve içinde ateş yaktı. Böylece arkadan gelebilecek beklenmedik saldırıları ve ani baskınları önledi, artık kesinleşen hain saldırıdan kadınları ve çocukları korumak istedi.

Şimr b. Zilcevşen, hendekte yanan ateşe baktı ve şöyle seslendi: "Ey Hüseyin! Kıyamet günü gelmeden ateşini kendi ellerinle yaktın." İmam (a.s) ona şöyle dedi: "Sen o ateşe atılmaya daha lâyıksın." Hüseyin'in (a.s) arkadaşlarından Müslim b. Avsece ona bir ok fırlatmak istedi. İmam (a.s) buna engel oldu ve şöyle dedi: "Atma! Onlara karşı savaşı ilk başlatan olmak istemiyorum."

Tarihçiler anlatıyor:

İmam'ın (a.s) yaptığı ilk konuşmadan sonra, İmam'ın (a.s) bazı arkadaşları da, İbn Ziyad'ın askerlerine hitap ettiler. Ayrıca İmam (a.s) bir Mushaf aldı ve kafasının üzerine sayfaları açık vaziyette koydu, askerlerin tam karşısında durup onlara ikinci bir konuşma yaptı. Dedi ki: "Ey topluluk! Benimle sizin aranızda Allah'ın Kitab'ı ve dedem Resulullah'ın (s.a.a) Sünnet'i hakem olsun."

Ardından kendini onlara tanıttı, kuşandığı Peygamber'in (s.a.a) kılıcını, zırhını ve sarığını gösterdi. Hepsi onu tasdik etti. Sonra, hangi gerekçeyle kendisini öldürmek istediklerini sordu. Emir Ubeydullah b. Ziyad'ın emrine uyduklarını söylediler. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle dedi:

Elleriniz kurusun ey topluluk! Keder ve elem yakanızı bırakmasın! Yalvara yakara bizden yardım istediniz, dil döktünüz; biz de beklemeksizin sizin yardımınıza koştuk. Ama ne görelim! Bizim için ellerinize aldığınız kılıçları bize karşı çekmiş bekliyorsunuz! Bizim ve sizin düşmanlarınıza karşı yaktığımız ateşi bizim için alevlendirmişsiniz! Dostlarınıza karşı düşmanlarınızın yanında yer almışsınız! Hem de aranızda adaleti yaymadıkları, yayacaklarına da ümidiniz olmadığı hâlde!

Yazıklar olsun size! Kahrolasıcalar! Bizi, kılıçlar kınlarında, heyecanlar dingin iken ve görüşler dağılmadan yalnız bıraktınız! Küçücük çekirgeler gibi bize koştunuz, kelebekler gibi etrafımıza üşüştünüz. Sonra verdiğiniz sözleri çiğnediniz.

Lânet olsun size, ey ümmetin ayak takımı, ey ahzabın artıkları, ey Kitab'ı arkalarına atan nankörler, ey ilâhî kelâmı tahrif edenler, ey günah çeteleri, ey Şeytan'ın üflediği hain nefisler ve ey ilâhî sünneti söndüren çapulcular! Yuh olsun size! Şunlara mı arka çıkıyor ve bizi yalnız bırakıyorsunuz?! Evet! Allah'a yemin ederim, kalleşlik sizin eski huyunuzdur. Kökleriniz ihanetle beslenmiştir. Dallarınız hainlik üzere yetişmiştir. Siz de en kötü meyvesiniz; bakıcısının boğazında tıkanıp kalır, gasp edenin ağzında lokum gibi erirsiniz! (Seyredenleri iğrendiren bir görünümünüz vardır. Ancak gasıplar sizden yararlanır.)

Bakın hele, şu soysuz oğlu soysuza! Beni kılıçtan ve zilletten birini tercih etmekle karşı karşıya bırakıyor! Zillet nere, biz nere! Ne Allah, ne Resulü ve ne de müminler bizden böyle bir küçülmeyi beklemez. Tertemiz ve nezif bağırlar, şerefli kişiler, izzetli nefisler, bizim için soylular gibi onurluca yere yıkılmak dururken soysuz alçaklara boyun eğerek yaşamayı yeğlemezler.

Bilesiniz, ben sayı azlığına ve yardım edenlerin arkalarını dönüp kaçmalarına rağmen şu aile ile beraber düşman üzerine yürüyeceğim!

Sonra Ferve b. Mesik el-Muradî'den şu beyitleri okudu:

Yenersek eğer, eskiden beri yenenleriz.

Yenilirsek şayet, yine de yenilmiş sayılmayız.

Korkaklık da uğramaz semtimize; fakat

Ölürüz biz ve ötekiler bir süre konar devlete.

Söyle, bizim ölümümüzden dolayı sevinenlere:

Bizim karşılaştığımızla, şamata yapanlar da karşılaşır elbet

Çünkü ölüm birinin kapısından kalktıktan sonra

Başka birinin kapısına çöküverir.

Sonra şöyle devam etti:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar