Bu konuda Toshihiko İzutsu’nun “Hoda ve İnsan der Kur’an”, Muhammed Bâkır Saidîruşen’in “Tahlil-i Zeban-i Kur’an ve Reveşşinasi-yi Fehm-i An”, Ebulfazl Sâcidî’nin “Zeban-i Din ve Kur’an”, Dr. Muhammed Ali Rızâyî Isfehanî’nin “Mantık- Tefsir-i Kur’an” (c. 4) kitaplarına değinilebilir. Bunun yanısıra ondokuzuncu yüzyıldan itibaren çok sayıda ilim adamı “dilbilim” alanına odaklanmıştır. Filozoflar, mantıkçılar, epistemologlar, edebiyatçılar, fonetik araştırmacıları ve nörologlardan fenomenologlar, semantikçiler, psikologlar ve antropologlara, daha sonra da elektronik bilimlerin araştırmacıları ve bilgisayar tedarikçilerine kadar her biri bir şekilde bu disiplinler arası bilimle meşgul olmuş ve bu alanda eserler vermişlerdir. (Bkz: Saidîruşen, Tahlil-i Zeban-i Kur’an, 1383: 34).
Arkun’un Kur’an Dili Çevresindeki Görüşleri
Muhammed Arkun’un eseri olan “Kıraat-i Kur’an” (Lectures Coran) kitabı 1982 yılında Paris’te basıldı ve Farsça tercümesi 1369 yılında “İslam-ı Diruz ve İmruz: Nigereşî Nov be Kur’an” adıyla Defter-i Neşr-i Ferheng-i İslamî tarafından yayınlandı. Elinizdeki makalenin birçok yerinde bu tercümenin birinci bölümünün edit edilmiş metninden yararlanılmıştır. (Kaynak: Neşriye-yi Hırednâme-i Hemşehrî, sayı 21/56).
Tabii ki tartışmayı zenginleştirmek bakımından ve Arkun’un sözlerini analiz ederken insaflı yargıda bulunmak için makalede onun diğer eserleri de gözden uzak tutulmamıştır. Bu eserlerin en önemlileri şunlardır:
Kadaya fi Nakdi’l-Akli’d-Dinî Keyfe Nefhemu’l-İslami’l-Yevm?, Nâfizetun ale’l-İslam, Nahvu Nakdi’l-Akli’l-İslamî, Tarihiyyetu’l-Fikri’l-Arabiyyi’l-İslamî, el-Kur’an mine’t-Tefsiri’l-Mevrus ila Tahlili’l-Hitabi’d-Dinî, el-Fikru’l-Usûlî ve İstihalehu’t-Ta’sil Nahvu Tarihi Âher li’l-Fikri’l-İslamî, el-Fikru’l-İslamî Nakd ve İctihad, el-Fikru’l-İslamî Kıraatu’l-İlmiyye ve’d-Din, el-İslam, el-Mesihiyye, el-Ğarb.
Arkun’un Metodolojik Noktaları
Dr. Arkun Kıraat-i Kur’an kitabında, tüm Kur’an araştırmacıları için kullanılabilecek önemli metodolojik noktalara değinir. Bu önemli noktalar arasında aşağıdaki üç başlığa işaret edilebilir:
1. Siyak kuralını gözönünde bulundurmak ve kelimeleri Kur’an metninin dışında incelemekten kaçınmak.
2. Kur’an’la karşılaşmada bütünsel bakışın gerekliliği.
3. Geçmiştekilerin çabalarının sonuçlarıyla yetinmemek ve Kur’an’ı anlama ve tefsir etmede yeni ve işlevsel yöntemler geliştirme yönünde sürekli gayret içinde olmak.
Arkun’un En Önemli Görüşleri
Arkun, yazarlığına ilaveten çeşitli ülkelerde çok sayıda konferanslar da vermiş ve İslamî ilimlerde epeyce teori ortaya koymuştur. Bu çerçevede onun Kur’an dili alanındaki önemli dört görüşünü özetle ele alacağız:
1. Kur’an’ın Mitolojik Oluşu
Arkun, birçok eserinde Kur’an dilinin mitolojik olduğuna belli belirsiz değinmektedir. (Mesela bkz: Arkun, İslam-i Diruz-Ferda, 1370: 240). Öyle ki bu eserlerden biri incelendiğinde Kur’an’ın mitolojik olduğu fikrinin bariz biçimde ona nispet edilmesi mümkün değildir. Buna karşılık bazı eserlerinde de bu konuyu açıklıkla belirtmiştir. “Nigerişî-yi Nov be Kur’an” isimli kitabında şöyle yazar:
“Tevrat ve İncil’in mitolojik dil özelliklerinin tamamı Kur’an-ı Kerim’de de bulunmaktadır. Bu yüzden, öncelikle Kur’an dilinin hakiki olduğu, çünkü insanın vicdanında etki bıraktığı ve başka hiçbir mitolojik dilin Kur’an’a benzer manzaraları göstermeye güç yetiremeyeceği kolaylıkla tespit edilebilir. İkinci olarak etkilidir… Üçüncü olarak içtendir… Dördüncü olarak sembolik, mecazi ve simgeseldir. O halde, “Allah’ın cennetinin çekici huriler, şarap ve bal nehirleriyle dolu olduğu”na ilişkin Batılıların düşüncesinde yer tutan komik tasviri artık bir kenara bırakalım… Kur’an-ı Kerim, Arap dilinin potansiyel şairane gücünden yararlanarak -üstelik istisnai biçimde ve en üst seviyede- bireyin vicdanını tatmin eder. Zira aslında Kur’an’da müminlere, günümüze dek düşünce ve eyleme ilham vermiş olan geniş bir sembolik ve metaforik sistem sunulmaktadır.” (Kıraat-i Kur’an, Neşriye-i Hırednâme- Hemşehrî, sayı 21/56 ve devamı).
Geleneksel tefsirleri eleştirirken de şöyle yazar: “İslam düşüncesi büyük ölçüde Aristo’nun akıl kategorileri ve Neo Platoncu felsefenin dualizminin etkisi altındadır. Bu sebeple de geleneksel Hıristiyan ilahiyatına yönelik eleştiriler onun için de doğrudur… Geriye kalan mesele, dinî merasim ve menasikin yardımıyla devam edebilen bu mitolojik evrenin, çoğunlukla teorik bakımdan, neden ve nasıl kuru ve kapalı sistemlere indirgenebildiğidir.” (A.g.e.)
Devamında da şöyle açıklık getirir: “Sadece diyalektik mantığın mitolojik tasavvurla birliği, nedensel mantığın ortaya çıkardığı bütün o çelişkilere rağmen vahiy dilini kapsamaya güç yetirebilir.” (A.g.e.)