İkincisi, bu fikrin menşei, günümüzdeki muharref Tevrat ve İncil’de görülen ve Kitab-ı Mukaddes’in hâmilerini onları izah etmek için bir çare düşünmeye zorlayan gerçeklikten uzak hikayelerdir. Vahiy dilinin mitolojik olduğu fikri, Batılıların, bahsi geçen sorunun üstesinden gelmek için bulduğu en uygun çözüm yoluydu. Fakat Kur’an’ın bu suçlamadan uzak olduğunu hesaba katmak gerekir. Arkun’un dördüncü görüşünü tenkit ederken daha ziyade bu mevzuyu ele alacağız.
Üçüncüsü, Kur’an ayetlerine çok az dikkat edildiğinde bile Kur’an dili ile mitolojik metinler arasında büyük mesafe olduğu anlaşılabilir. Bu suçlamanın aslını oluşturan Kur’an hikayeleri, muhatabın farkında olmadan onların nesnellik ve vukuunu hissedeceği şekilde ele alınmıştır. Mesela Kur’an, Hz. Meryem’in kıssasını zikrettikten sonra şöyle buyurur:
“مَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ”
“Onlar, hangisinin Meryem’in bakımını üstleneceğini tespit etmek için kalemlerini [kura çekmek üzere suya] attıklarında onların yanında değildin. Yine birbirleriyle kavgaya tutuştuklarında da yanlarında değildin.” (Âl-i İmran 44)
Hz. Yusuf (a.s) kıssasında da benzer bir ifade kullanılmıştır:
“مَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ”
“Onlar işbirliği yapıp hile tertiplerken yanlarında değildin.” (Yusuf 102)
Peygamber’in bu sahnelerde orada bulunmadığına değinilmesi bu kıssaların dış dünyada vuku bulduğuna aşikar kanıttır ve bu Kur’an kıssalarının mitolojik olduğuyla hiçbir münasebeti yoktur.
Dördüncüsü, mit olmak, “Kur’an ahkamının epistemik olmadığı”nı gerektirir. Bu da kendi içinde esaslı biçimde tenkit edilmiştir. (Bkz: Sâcidî, Zeban-i Din ve Kur’an, 1388: 167).
Beşincisi, mit olmak, Kur’an’ın asli hedefiyle, yani onun hidayet yönüyle çelişkilidir. Muhataplar, ancak önermelerinin gerçekçi olduğuna iman ettikleri takdirde Kur’an’dan öğüt alır ve onu hayatlarının esası yaparlar. Çünkü çoğu mitler ve romanlar tarih boyunca ortaya çıkmış ve ekseriya Kur’an’a nispetle çok daha renkli ve eğlenceli metinlerdir. İnsanların heyecan ve duygularını harekete geçirmede etkili bir rol oynarlar. Fakat öğüt vermezler. Fark tam da buradadır. Kur’an’ın misyonu yalnızca geçmiştekilerin öykülerini nakletmek ve hatta sırf onların akıbetinden ders çıkarmak değildir. Aksine Kur’an, beşerin ilahî terbiyesi mecrasında çeşitli araçlardan yararlanır. Gerçek öykülerin nakledilmesi ve onlara içkin olarak mutluluğun ana caddesinin aydınlatılması bu araçlardan biridir.
2. Felsefî Hermönetiği Kabul Etmek
Felsefî hermönetik son birkaç on yıldır Kur’an-ı Kerim’in Kitab-ı Mukaddes’le ve diğer beşerî bilimsel eserlerle Kur’an’ı anlamayla bağlantılı olarak mukayesesi sonucunda ortaya çıkmış bir kategoridir. Arkun’a göre Kur’an metnini anlamanın başka bir şeyi anlamaya hiçbir üstünlüğü yoktur. Eserlerinden birinde şöyle yazar: “Tevbe suresini ya da kurulmuş bir metin olarak kendini tanıtan başka bir metni okumak bundan sonra hakiki anlamı çıkarmak için çaba göstermek sayılamaz. Dahası, ahlakî, kanunî, fıkhî, ruhî ve siyasî hükümleri berraklaştırmayı üstlenecek epistemik bir çerçeve kurmanın peşine düşülmez.” (Arkun, el-Kur’an mine’t-Tefsiri’l-Mevrûs ilâ Tahlili’l-Hitabi’d-Dinî, 2001: 55).
Başka bir yerde bir adım ileri gider ve şöyle yazar: “Her metin yazıldıktan hemen sonra yazanın elinden ayrılır ve yeni bir hayata başlar.” (Sa’dî, Muhammed Arkun ve Menhecehu’l-Kur’anî Dirasetun Nakdiyye, doktora tezi, Usûli’d-Din Üniversitesi, Aban 1382).
İnceleme
Öncelikle, Heidegger ve Gadamer gibi bilim adamlarının görüşlerini az çok tanıyan bir kimsenin (Bkz: Vâizî, Derâmedî ber Hermönetik, 1385: 22-24) yukarıdaki mevzuları kolaylıkla felsefî hermönetikte bulacağını söylemek gerekir.
Felsefî hermönetikin temelleri ve buna dair çok sayıda okumanın ayrıntılı tenkidi bu araştırmanın konusu dışında kaldığından vereceğimiz özet cevapta Arkun’un sözünü eleştireceğiz.
Birincisi, Kur’an tefsirleri ve anlayışları ne kadar çok olursa olsun kuralsız ve ölçüsüz değildir. Bilakis sahih ve bâtıl tefsirleri teşhis edebilmek için tefsir kaideleri adıyla meşhur olan kurallar ve kriterler vardır. (Bu konuda bkz: Reveş-i Tefsir-i Kur’an, Mahmud Recebî ve Mantık-i Tefsir-i Kur’an, c. 2, Dr. Rızâyi Isfehanî). Dolayısıyla Arkun’un “müellifin elinden çıktıktan sonra metnin yeni hayatı”ndan maksadı eğer muhatapların metinden dayanaklı ve kurallı çıkarımları ise Kur’an’ın ölümsüzlüğü ve tüm zamanlarda insanlığın ihtiyacına cevap verebilecek olması tam da bunu gerektirir ve bu özelliğin Kur’an’a nispet edilmesi kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Ama eğer kastedilen, Arkun’un sözünden anlaşıldığı gibi, Kur’an’dan her çıkarımın hüccet oluşturduğu ise bu görüşü reddeden çok sayıda delil vardır. Mesela:
a) İnsanın anlayışı bilimlerin ve beşerî gelişmelerin etkisi altındadır ve sürekli olgunlaşır. Bu nedenle daima hataya açıktır, değişme ve mükemmelleşme halindedir, dogmatik dayanak kabiliyetine sahip değildir.