Muhammed Arkun’un Kur’an’ın Dili Hakkındaki Görüşünün Tenkidi

04 December 2025 35 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 8

4. Ahitlerin Özelliklerinin Kur’an-ı Kerim’e Uygulanması

Kur’an’ın Kitab-ı Mukaddes’le karşılaştırılması ve bu ikisinin özelliklerinin birbirine karıştırılması Muhammed Arkun’un Kur’an tetkikindeki en büyük sorundur. Belki Arkun’un böylesine sapmaya düçar olduğu çok az Kur’an tartışması bulunduğu bile iddia edilebilir. Bu düşünce tarzı, Yahudilik ve Hıristiyanlığın boğuştuğu çok sayıda sorunu Müslümanlara da tatbik etmeye ve onları halletmek için izahlar bulmanın peşine düşmeye yol açmıştır. Arkun pk çok konuda Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’a yanyana zikreder ve kendi çıkarımlarını her üçünü de nispet eder. Örnek vermek gerekirse, Nahvu Nakdi’l-Akli’l-İslamî kitabında şöyle yazar:

“Üç tevhidî dinin sürece başlamanın yüce anını, yani ahiret sarayında ebedî kurtuluş yönündeki başlangıç anı ve başlama noktasını kutsallık ve aşkınlıkla örttüğünü ve bu işi, hak dinin zamanını mitolojik ve şirin sembolizm tarafı bulunan öykülerle irtibatlandırarak yaptığını bilmek gerekir.” (Arkun, Nahvu Nakdi’l-Akli’l-İslamî, 2009: 289).

İnceleme

Muhammed Arkun’un bu yorumunu eleştirirken birkaç noktaya değineceğiz:

Bir: Kur’an-ı Kerim’in Kitab-ı Mukaddes’ten bazı temel farklılıkları vardır. Mesela:

1. Kur’an, Peygamber’e hiçbir eksik ve fazla olmaksızın nazil olmuş Allah kelamıdır. Kendisini onu insanlara bildiriyor, Peygamber’in çağındaki onlarca yazar onu yazıyor ve çok sayıda hafız da onu ezberliyordu. Kur’an günümüze kadar mütevatir şekilde nakledilmiş, Peygamber (s.a.a), nakledenler ve hafızlar tarafından ona hiçbir müdahalede ve tasarrufta bulunulmamış ve tahrif edilmemiştir.[4] Oysa Yahudi ve Hıristiyan bilginlerin itiraf ettiği gibi Tevrat ve İncil, Musa (a.s) ve İsa’dan (a.s) yıllar sonra yazılmıştır ve başta Yunan kültürü olmak üzere zamanın kültürünün etkisi altındadır.

2. Kur’an, ayetlerde, inanç ve ahlak öğretilerinde, ahkamında birçok konuda Tevrat’a, İncil’ ve kendi çağının Arap kültürüne muhalefet etmiştir. Şirk ve putperestlik, Lut ve diğer peygamberlerin kıssasıyla ilgili meseleler, teslis ve İsa’nın (a.s) çarmıha gerilmesi gibi konular bunların arasındadır. Dolayısıyla Kur’an’ın Arab veya Yahudi ve Hıristiyan kültüründen alındığının söylenmesi mümkün değildir. (Rızâyî Isfehanî, Mantık-i Tefsir-i Kur’an, 1390: 4/18).

3. Kitab-ı Mukaddes’in muhtevası Kur’an’la karşılaştırıldığında bu ikisinin dili arasındaki temel farklılık anlaşılacaktır. Mevcut Ahitlerin daha çok efsaneye benzeyen uzun ve kısa hikayeleri, Allah’ın elçilerine yakışıksız ithamları, kadın-erkek aşkına ve mecazi aşka ilişkin müptezel ifadeleri ve diğer sapkınlıklar Kur’an’ın sahasına girmeye yol bulamaz. İnsanlığın sınırlı bilgisinin Kur’an-ı Kerim’deki ilim deryasının üzerinden her defasında bir perde kaldırmadığı tek bir gün geçmemektedir. Kur’an’ın sayısız mucizelerinden biri olan teşri mucizesi bu metnin başka bütün metinlere olan üstünlüğünü net biçimde ispatlamaktadır. Bu yüzden günümüzdeki Kitab-ı Mukaddes Kur’an’la mukayese edilebilecek seviyede değildir.

İki: Hızlı bir incelemeyle bile Kur’an’ın kendisinin de bu semavi kitabın geçmişteki kitaplarla karşılaştırılmayı onaylamadığını anlamak mümkündür. Kur’an’ın ayet (mucize) olarak nitelendirilmesi, meydan okuma, Ahitlerin bazı öğretilerini red ve tekzip, Kur’an’ın kendinden önceki semavi kitaplara nispetle “müheymin” lakabıyla anılması gibi şeyler bu iddiaya sözcülük eden şahitler görülebilir.

Arkun, yukarıda değinilen bir metinde şöyle der:

“Arzum, Ehl-i Kitabın bir gün müştereken ve birbirine yardım ederek kutsal kitapların hepsini bir arada inceleyebilmesidir. Bu yüzden okuyucuyu, Kur’an’ı, tüm metinler ve ekollere uygulanabilecek olan bilimsel tahkike dayalı olarak okumaya ve idrak etmeye çağırıyoruz.” (Kıraat-i Kur’an, Neşriye-i Hırednâme- Hemşehrî, sayı 21/56 ve devamı).

Arkun’un “Kur’an metninin eleştirel incelemesi” şeklinde adlandırdığı bu öneri Kur’an-ı Kerim’in kutsal ve ilahî olmasıyla çelişmektedir. Eğer bir gün kutsal kitapların hepsini bir arada inceleyeceksek kaçınılmaz olarak Kur’an’ı diğer metinlerin itibar ölçümünün kriteri yapmamız gerekecektir. Çünkü Kur’an’ın itibarı ve onun ilahî kaynakla bağı Kitab-ı Mukaddes bağlılarına bile gizli değildir.

Sonuç

Buraya kadar söylenenler gözönünde bulundurulduğunda Arkun’un bazı fikirlerinin çok sayıda yanlışın ürünü olduğu ve çağımızın aydınlarının ortaya attığı şeylere uygun düştüğü anlaşılmaktadır. Gerçi Arkun’un ifadeleri arasında bu sözlerin belirtildiğine çok az rastlanmaktadır. Ama eserlerine genel olarak bakıldığında onun sapma sayılabilecek görüşlerinden bir kısmına çıkarımda bulunmak ve düşmanların Kur’an karşıtlığına araç ve garez sahiplerine bahane olmaması için kesin nakil ve akıl terazisine vurmak mümkündür.

Kaynaklar

Abâkî, Hasan, el-Kur’anu’l-Kerim ve’l-Kıraatu’l-Haddasiyye, Dirasetun Tahliliyyetu Nakdiyye li-İşkaliyyeti’n-Nass inde Muhammed Arkun, Dımeşk: Neşru Safahat, 2009.

Arkun, Muhammed ve Louis Gardet, İslam-i Diruz-Ferda, tercüme: Muhammed Ali İhvan, Neşr-i Semer, 1370.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar